AB’nin Rusya ile doğrudan görüşme planı: Yüksek riskler ve siyasi tuzaklarla dolu bir süreç
Rusya ile doğrudan görüşmeler için atanacak Avrupa temsilcisi, Kremlin’in tuzakları ve Washington’ın tutumu nedeniyle son derece riskli bir görevi üstlenecek.
Avrupa Birliği, Ukrayna’nın geniş çaplı işgalini sona erdirmek için Rusya ile doğrudan görüşme fikrini giderek daha fazla kabulleniyor.
Bu iç değerlendirme süreci, Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenskiy’nin, Beyaz Saray’ın tüm dikkatini Orta Doğu’ya vermesinden duyduğu rahatsızlıkla, Avrupalılara barış müzakereleri için özel bir temsilci atamaları çağrısında bulunmasının ardından hız kazandı.
Zelenskiy, AB Konseyi Başkanı Antonio Costa ile yaptığı görüşmenin ardından pazar günü, “Avrupa’nın bu süreçte güçlü bir sese ve varlığa sahip olması önemli; Avrupa’yı özellikle kimin temsil edeceğini belirlemek gerekiyor,” dedi.
Ancak bu görevi kim üstlenirse, başvurduğuna pişman olabilir.
Şubat 2022’de uygulamaya konulan diplomatik tecridin kırılması, Avrupalılar açısından ciddi riskler taşıyor. Bir yandan kıtanın güvenlik mimarisinin geleceğini şekillendirmek için masada kendi koltuklarına sahip olmak istiyorlar. Diğer yandan Kremlin’in tuzağına düşmekten ve kendilerini küçük düşürmekten derin kaygı duyuyorlar.
Hattın diğer ucunda olması en muhtemel kişi olan Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in, Ukrayna açısından kabul edilemez olan tüm Donbas’ın teslim alınması ve yasa dışı işgal edilen toprakların uluslararası alanda tanınması hedeflerine odaklanmayı sürdürmesi, hesapları daha da karmaşık hale getiriyor.
Moskova’nın Ukraynalı sivillere neredeyse her gün düzenlediği İHA ve füze saldırıları ile bu saldırıların geride bıraktığı yıkım da bu endişeleri derinleştiriyor.
Almanya, Hollanda, İskandinav ülkeleri ve Baltık ülkeleri gibi bazı üye devletler, zaman kazanmayı ve dört yıldır sürekli genişleyen yaptırımlar altında giderek daha fazla zorlanma belirtisi gösteren Rus ekonomisi üzerindeki baskıyı artırmayı tercih ediyor.
Bu ülkelerin hesabına göre ekonomik sıkıştırma, sonunda Rusya’nın müzakere gücünü zayıflatacak ve henüz masada olmayan bir uzlaşma için alan açacak. Aksi halde özel temsilcinin eli boş ve küçük düşmüş şekilde dönme riski var.
Üst düzey bir diplomat, “Rus tarafında ciddi müzakerelere katılma yönünde herhangi bir istek görüyor musunuz? Ben görmüyorum, hükümetim de görmüyor. Ruslar ciddi şekilde angaje olmaya hazırsa o zaman elbette AB üzerine düşeni yapar,” dedi.
Avrupalılar, ABD arabuluculuğunda yürütülen görüşmelerin deneyimini de dikkate alıyor. Bu görüşmeler, esir takaslarının ötesinde somut bir ilerleme sağlamadı. Avrupalılar, kendi temsilcilerinin de aynı sonuçsuz döngünün içine sıkışmasını istemiyor.
Çoğu zaman, Steve Witfokoff liderliğindeki ABD heyetinin Rus söylemlerini kolaylıkla tekrar etmesi ve Zelenskiy’ye hâlâ Ukrayna kontrolündeki toprakları bırakması için yoğun baskı yapılması Avrupa’da tepkiyle karşılandı.
Donbas savaşını sona erdirmek amacıyla Almanya ve Fransa’nın himayesinde imzalanan başarısız Minsk anlaşmaları da ne pahasına olursa olsun kaçınılması gereken bir başka örnek olarak görülüyor.
Bu nedenle Brüksel’deki yetkililer ve diplomatlar, bloğun müzakere pozisyonunu üzerinde uzlaşılmış ilkeler, kurallar ve kırmızı çizgiler üzerine inşa etmesi gerektiğini vurguluyor. Bu çerçevenin, parçalı seslerin ortaya çıkmasını önlemesi ve Ukrayna’nın çıkarlarını zayıflatmak yerine güçlendirmesi amaçlanıyor.
Bir başka diplomat, “Başından taviz veremeyiz. Bu savaşın nasıl sona ereceği tüm Avrupa için sonuçlar doğuracak,” dedi.
AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, daha önce bloğun doğrudan görüşme arayarak kendisini “küçük düşürmemesi” gerektiği uyarısında bulunmuştu.
Kallas, üye devletler arasındaki son derece farklı görüşleri yakınlaştırmak ve Avrupalıların Rusya’dan yerine getirmesini beklediği tavizler ile koşullardan oluşan bir liste hazırlamak için dışişleri bakanlarıyla çalışıyor.
Taslak listenin açıkça iddialı ve gerçekçi olmaktan uzak olduğu belirtilse de, bu liste 27 liderin 18-19 Haziran’daki bir sonraki zirvede onaylayabileceği daha geniş bir çerçevenin temelini oluşturabilir. Bu çerçeve de özel temsilcinin çalışmalarına yön verecek.
Kallas, “Ruslarla konuşmadan önce, Ruslarla ne hakkında konuşmak istediğimiz konusunda kendi aramızda uzlaşmalı ve konuşmalıyız,” dedi.
‘İş görür’ bir format
Başkentler arasındaki görüş ayrılığı ve Moskova’nın maksimalist talepleri yeterince zorlayıcı değilmiş gibi, özel temsilcinin Washington’ın desteğini almak için de zorlu bir mücadele vermesi bekleniyor.
ABD Başkanı Donald Trump’ın müttefiklerini hazırlıksız yakalayarak Putin’le tek taraflı müzakereler başlatmasından bu yana Avrupalılar büyük ölçüde sürecin dışında bırakıldı. Geçen yıl Avrupalılar, ABD’li ve Rus yetkililer tarafından hazırlanan ve yaptırımlar ile varlıklar gibi Avrupa’nın yetki alanına giren konuları da içeren 28 maddelik planı basın haberleri aracılığıyla öğrendi.
Bugün itibarıyla Amerikalıların özel bir AB temsilcisinin meşruiyetini kabul edeceğine ve bu temsilciyi son derece gizli görüşmelere dahil edeceğine dair bir garanti yok.
Zelenskiy de bu zorluğu kabul ederek liderlere, Amerikalıların “görüşlerini” dikkate alan “işleyebilir bir diplomatik format” bulmaları gerektiğini söyledi. Ukrayna Dışişleri Bakanı Andrii Sybiha ise daha sonra AB’nin “alternatif barış görüşmeleri” yürütmemesi, bunun yerine mevcut süreçte “tamamlayıcı” bir rol oynaması gerektiğini belirtti.
ABD, savaşan iki taraf arasında benzersiz bir konuma sahip: Dünyanın en büyük ekonomisine, güçlü bir orduya ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde daimi üyeliğe sahip. Daha da önemlisi, Trump yönetimindeki ABD, Ukrayna’ya tüm mali ve askeri yardımı kesti ve Rus petrolüne yönelik yaptırımları gevşetti. Bu da Washington’ın iki tarafa eşit mesafede duran bir arabulucu olduğu algısını güçlendirdi.
AB ise bunun aksine desteğini artırdı: Kısa süre önce Ukrayna için 90 milyar euroluk krediyi ve Rusya’ya yönelik 20’nci yaptırım paketini onayladı.
